Her çocuk dünyaya kendi hikâyesiyle gelir, ama otizmli çocuklar biraz daha sessiz anlatır hikâyelerini. Bir bakışıyla “ben buradayım” der, bir melodide huzur bulur, bir dokunuşta dünyasını savunur. Onları anlamak için sadece konuşmak değil, susmanın da bir dil olduğunu bilmek gerekir.
Çünkü bazen bir kelimenin yerini, bir sarılmanın sıcaklığı doldurur. Bizim dünyamıza uymaya çalışmak yerine, biz onların dünyasına adım attığımızda gerçek iletişim başlar. Otizm, kelimelere sığmayacak kadar derin, gözlerdeki bir bakışta saklı koca bir evrendir. Otizmli bir çocuğun gözlerine dikkatle baktığınızda, orada alışılmışın dışında bir derinlik, anlam ve dinginlik bulursunuz. Onlar; dünyanın gürültüsünden kaçan ama kendi iç seslerinde müziği duyan çocuklardır.
Otizmli bir bireyin hayatı, sadece onun değil, ailesinin de görünmeyen mücadelesidir. Bir sabah sıradan bir kahvaltının bile nasıl özel bir çabaya dönüştüğünü bilmeyiz çoğu zaman.
Dışarıdan bakıldığında anlaşılmayan bu çaba, sevgiyle örülmüş sabırdan oluşur. Bir anne ya da baba, çocuğunun göz kontağı kurduğu ilk anı unutmaz; çünkü bu, aylarca hatta yıllarca beklenen bir mucizedir. Diğer çocuklar ilk kelimelerini söylerken, otizmli çocukların aileleri bir bakışı, bir işareti, bir gülümsemeyi kutlar. Bizim fark etmediğimiz küçük ayrıntılar, onların hayatında bir devrimdir. İşte bu yüzden, otizm farkındalığı sadece bilgiden değil, yürekten gelen anlayıştan doğar. Her bireyin farklı öğrenme şekli olduğu gibi, otizmli bireylerin de dünyayı algılayışı kendine özgüdür. Ve bu özgünlük, onların eksikliği değil, dünyaya kattıkları zenginliktir.
Empati, sadece anlamak değil, anlamaya gayret etmektir. Otizmli bir bireyle aynı ortamda bulunmak, bir şeyleri değiştirmemizi gerektirmez; sadece biraz daha yavaşlamamızı, biraz daha sabretmemizi ister. Bir çocuğun seslerden rahatsız olması, göz temasından kaçınması ya da farklı rutinler istemesi onun kaprisli değil, farklı olduğunu gösterir.
Bu farklılık korkulacak ya da dışlanacak bir şey değil; bizlere sabrı, sevgiyi, farklı düşünmeyi ve önyargısız yaklaşmayı öğreten bir armağandır. Otizmli bireylerin bizden beklediği tek şey, onların da bu toplumda yer alabileceğini kabul etmemizdir. Onları değiştirmeye çalışmak yerine, birlikte yaşamayı öğrenmek bu sürecin en kıymetli adımıdır. Empati, bir gün onların yerine geçmek değil; onların olduğu haliyle kabul edilmesini sağlamak demektir. Her birey gibi onların da onurlu bir yaşam sürmeye, saygı görmeye ve sevilmeye hakları vardır.
Farkındalık, bir güne sığacak bir şey değildir. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü'nü elbette kutlayalım; ama otizmli bireylerin mücadeleleri her gün devam ediyor. Onlar için en büyük destek, yılın sadece bir günü değil, her günü gösterilen sabır, anlayış ve kabul duygusudur. Eğitimden istihdama, sosyal hayattan sağlığa kadar her alanda kapsayıcı politikalar üretmek ve uygulamak gerekiyor. Çünkü otizmli bireyler, yeterli destekle büyük başarılar elde edebilir.
Birçoğu inanılmaz yeteneklere sahiptir; kimi rakamlarla dans eder, kimi resimle hayal dünyasını yansıtır, kimi ise kelimelerle büyülü dünyalar kurar. Onların içindeki cevheri fark etmek için sadece doğru bakış açısına sahip olmamız yeterlidir. Otizm bir engel değil, farklı bir gelişim biçimidir; ve bu farklılık içinde eşsiz bir güzellik barındırır.
Otizm, bu dünyanın renklerinden sadece biri… Ve her rengin kendine has bir ışıltısı vardır. Otizmi sadece “rahatsızlık” ya da “bozukluk” gibi görmekten vazgeçip, onu anlamaya çalıştığımızda çok şey değişecek. Otizmli bireylerin iç dünyasına açılan o özel kapıyı sabırla çaldığımızda, karşımıza sevgi dolu, duyarlı ve yaratıcı bir dünya çıkacak.
O kapıyı çalmaktan korkmayın. Sadece bir tebessüm, bir selam ya da bir bakışla bile dünyalarını güzelleştirebilirsiniz. Onların sessizliğini anlamaya çalışın, çünkü bazen en yüksek ses en derin sessizlikte saklıdır. Ve unutmayın: Otizm eksiklik değil, farklılıktır. Farklılık ise insan olmanın en doğal halidir.